içerim ben bu hafta…

ALTIN ANASON ÖDÜLLERİ

evet şuurumu kaybetmiş olabilirim, evet hala sınav oluyo olabilirim, evet hala evde ders çalışmak zorunda olabilirim, evet kış bana inat bi şekilde sakin ve güneşli geçiyor olabilir. özetle hayata karşı bu aralar ‘sıçtın mavisi’ giyiyor olabilirim ama dünya rakı haftasını unutmadım, unutamam, unutturmam…

bugün itibariyle bir hafta süreyle dünya rakı haftası kutlanacak. özellikle istanbulda festivaller, fasıllar, özel menülü ziyafetler verilecek. bence de olmalı. rakı bir adaptır, rakı bir gelenektir, herkes rakı içemez gibi geyiklere sonuna kadar hak veriyorum ama burda onun geyiğini yapmicam. diyeceğim şu ki; rakı bir dünya markasıdır. rakı bir lokumdur, bir baklavadır, bir hacivat karagözdür. rakımıza sahip çıkalım,dünyanın her yerinde kutlayalım kutlatalım bu kültürü herkese tanıtalım. elin amerikalısı burda bozcaadada da yapılan şarapları bilmem nerede yapıp ‘ahh buranın şarapları gibi yok’ diyen mösyölere orda burda içirip milli bir kültür yaratmaya çalışırken, yunanlılar her taraftan uzo diye bastırırken, rusların GSMH’sının bilmem kaçına vodka katkı yaparken bizim rakımızı tanıtmamamız, satmamamız için bi sebep yok. gerçi eskisine oranla artık daha fazla biliniyor rakı, daha çok satılıyor yurt dışında. bu güzel bişey. ama satıştan da ziyade bunun sadece alkol almak olmadığını rakının bir kültür olduğunu öğretmemiz gerekiyor yabancılara. bunu da güzel yurdumun gurbetçilerinden bekliyoruz haliyle…

şimdi düşündüm de yıllardır verdiğimiz bi kral müzik ödülleri var, altın portakal var, sedat simavi ödülleri var, oscar var, grammy var, altın ayı var var da var.. bi de rakı ödülleri yapsak nasıl olurdu acaba?

”evet sayın seyirciler, x. geleneksel altın anason ödül töreninde, canlı yayında ödüller sahiplerini buldu… en iyi içen erkek kategorisinde ödül tekirdağ’dan birol kocaman’a giderken, kadın kategorisinde izmir’den birsen eksiksin altın anasonu kucakladı,sempati içici klasmanında ise rus alexei romanov küçük bir 35’lik aldı. en iyi rakı klasmanında bu sene de ödülü alan Yaş Rakının genel müdürü ‘kazanacağımızı biliyoduk, türk halkına çok teşekkürler’ dedi. gecede en çok üretim yapan şehir klasmanında ipi edirne göğüslerken, en çok tüketim klasmanında Konya bu sene de altın anasonu şehrine götürdü.” gibi….

içmek falan bahane de, bu rakı haftasında hiç unutmadığım birşeyi hatırladım yine. babamı.. TSM eşliğinde zaman zaman anason kokan yakışıklı babamı…. rakı haftanız kutlu olsun dostlar….

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

kasımda aşk başka mıdır?

ISSIZ ADAM+KASIMDA AŞK BAŞKADIR+ATTİLA İLHAN TRİBİ

bi taraftan sınavlar, bi taraftan soğuk, bi taraftan kasımda aşk başkadır goygoyuyla yaşayan insanlar… ne bu ya? resmen 4 tarafımı abeslikler sardı. böyle bodukça boğuyolar adamı.

sınavlar bi olay. çalış çalış bi karışım yani. dışarı çıkmak gezmek istiyorum her hafta bi sınav. bi de bunlar daha ilk vizeler. bunlar biticek hocalar dikilcek tepemize 2. vizeler için. zaten sonra da finaller. özetle ağzıma sıçıldı, hocalar tüyü dikcek yer arıyolar…

havalar desen bi saçma. bi sıcak bi soğuk. manyak gibi olduk he, sabah paltoyla evden çıkıyoruz öğlen soyunmaya başlıyoruz akşam da paltomuz yetmiyo üstüne bi palto daha giyiyoruz yani o derece.

hadi nisan mayıs aylarını biliyoduk, ağaçlar çiçeğe duruyo börtü böcek doğaya karışıyo haliyle gönül yayları gevşiyo falan da. bu ‘kasımda aşk başkadır’ dalgası nerden ne ara çıktı ben anlamadım ki. hayır yeni bi film olsa millet modaya uydu gitti filmi izledi etrafta dolanıyo dicem. teeeeee ne zaman yapıldığını unuttuğum bi filmden saçma bi romantiklik çıkarmaya  başladı millet. böyle herkeste gereksiz bi romantiklik.. ‘abi ya kış geldi sarılıp ısıncamız bi sevgili bulmak gerek ehuehheuehe’ diyen ortalıkta dolanan molozların hepsinde bi yalnızlık bi boynu büküklük. ‘biliyorsun aşk kasımda, bu soğukta bambaşka’ diye etrafta çakma Attila ilhan gibi gezmeler falan.. hayır bi de hem ‘kasımda aşk başkadır’ dalgası hem ‘ıssız adam’ dalgası hem de attila ilhan yalnızlığı gelince üstlerine adamlar daha bi sevimsiz oluyolar yani. 3’ünü bir arada kaldıramıyolar ben bunu anladım.

şimdi bi de aldığım 2 siparişi buraya yazcam. yaşadığım 2 olay üstüne arkadaşlarımın bunu yaz diye sipariş verdilerdi hadi yazayım. aslında 2si de farklı zamanlarda olmuş ama birbiriyle az çok bağlantılı olaylar. daha doğrusu kasımda aşk başkadır dalgasıyla. bakın yaz dediniz yazıyorum isim vermicem tabi ama yine de yok niye yazdıydın vay niye dediydin demeyin bana.

şimdi yüksek lisanstan bi arkadaşım var çok severim kendisini :) biraz da muhafazakardır. malum kasımda aşk başkadır tribi onda da başladı. geçen gün ders çalışmaya bi kafeye gittiydik. benim yanıma da 2 tane genç kız oturdu. 2si de tesettürlü. gerçi bizimki için uçan kaçan farketmez de yani. bana diyo ki ‘kalk yer değiştirelim’ te Allaaaam yaa, bu erkek milleti hep böyle olmak zorunda mı?  diğer taraftan çok sevdiceğim canım arkadaşlarımdan biri nişanlandı geçen gün. zaten bekliyoduk yani nişanlanmasını da, böyle bi sinsiden sinsiden gitti baya ya. bi de konuşuyoruz yani kızla her dakka, demiyo da bişi. facebook’u bi açtım nişanlandı yazıyo. gerçi kendisine baya bi saydırdım ama daha kaldı içimde yani. gördüğüm yerde yolcam kendisini. bi de bana ‘bu daha bişey değil ağacım, ne sürprizler var’ diyo. anlat diyorum anlatmıyo da. biz de kurbanlık koyun gibi bekliyoruz yani. neler olcak diye…

millet böyle bi nişanlandıkça evlendikçe falan bi taraftan arkadaşlarım adına çok çok mutlu oluyorum. çünkü benim beceremediğim şeyi başarıyla hayata geçirip ilerletiyolar yani. ama bi taraftan da sanki daha gitgide yalnızlaşıyorum gibi hissediyorum. olsun yine de, nişan düğün güzeldir. hem bu vesileyle göbek atıyor, kurtlarımı döküyorum hem de böyle seremonilerde müstakbel bi koca adayı arayıp annemin ve teyzemin dileklerini yerine getirmeye çalışıyorum. sonuç olarak herkes mutlu ben mutlu….

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

ne halim varsa göreyim…

                              İTİRAZIM VAR

uuuuu şaka maka biraz daha yazmasam aya vurduracakmışım hasreti. neyse ki vuslatı erdirdim sizinle.

evet biliyorum yine uzun bir ara oldu. yazacak şeyler birikti mi derseniz, hayır.. ama bahsedecek şeyler birikti. hayatıma direk etkisi olmayan ama aslında hayatımı tam ortasından vuran şeyler yaşadım  bu 1 ayda. hepimiz yaşadık.

son yazımdan beri benim hayatıma dair herhangi bir gelişme olmadı tabi. sevimli dersler, sınavlar başlarken tanıştığım yeni insanlar beni hayatımda yenilik bağlamında çok da tatmin etmedi.. yani tanışmasam da olur diyebileceğim insanlar. tanıdıklarım da bana yetiyor sanırım. gayet ders,ödev,sınav üçlemesinde yaşadığım için hödükleştim o çok ayrı bir mevzu zaten. bir insanın hayatında yeni bir şeyler olmaz mı ya? bir hobi, eğlenmekten zevk alacağı yeni insanlar, bi sevgili.. en azından bunları bulamasa bile sahte bir mutluluk yaratacak para? e o da yok. yolsuzum, parasızım, yalnızım. Allah benin belamı vermiş zaten bu saatten sonra batsın bu dünya a.q.

kendimden pek bahsetmek istemiyorum artık, zira karamsarlığımı ha bire okumanız hoş değil tabi. genele bakalım biraz. bi ara baya bi kayışı koparttık. bi günde 24 şehit verdik, ülkece coştuk, önümüze bi militan çıksa Allah Allah nidaları eşliğinde sikecek durumdaydık o derece yani. üstüne büyük bir van depremi oldu, insanlar enkaz altında, aç, üşüyor, yüreğimiz hangisine dağlansın diye düşünürken bi anda bi ÖTV geldi arkadaş, göte geldik yani öyle böyle değil. her bokumuza zam yapıldı. böylece ekim ayını hat-trick yaparak kapattık(doğru mu yazdım lan hat-trick’i?amaaan koy gitsin, çok da önemli ya yazılışı) kasım ayına bomba gibi düşen haber, bikaç yıl önce 28 hayvanın tecavüzüne uğrayan ve o zaman 13 yaşında olan kızın davası sonuçlandı, yargı kız kendi isteğiyle vermiştir dedi, biz türkler iyi ve merhametli insanlarızdır da böyle de hayvanlık ettiğimiz olur yani. kasıma ayı da bomba gibi başladı bizim için. inşallah bu bomba bir an önce patlar da  kasımı daha sakin bir şekilde bitiririz…

sonuç olarak itirazım var yani böyle şeylere.’İtirazım var bu zalim kadere, itirazım var bu sonsuz kedere,feleğin cilvesine,hayatın sillesine, dertlerin cümlesine, itirazım var..’ heyt be müslüm baba sen başla itiraza ben de arkandan geliyorum..

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

çok uyuz hareketler bunlar!!

                                       ÇUHB

kafama böyle mıh çakılıyo bazı şeyler. çoğunlukla başkaları yaparken eleştirdiğim ama kendimin de yaptığını farkettiğim bazı şeyler… ya bazen o kadar saçma şeyler yapıyo, o kadar saçma tepkiler veriyoruz ki hani o an ruhumuz bedenimizden ayrılıp da bi kendine baksa; ‘ Allah belanı versin maaal!!! bu mudur? bunu mu yaptın yapa yapa? bu nasıl bi tepki gerizekalı?’ diye kendine söver yani. bu aralar ben de; bu duruma takar oldum. ama içimi rahatlatan bu mallıkları yalnız yapmıyor olmam. yaş,karakter,kültür,cinsiyet farkı hiç önemli değil. insanoğlunun yaptığı mallığı sorguluyorum. şöyle ki;

- neden kapalı bi mekandan çıktığımızda yağmur yağıyorsa ilk aşamada kafamızı yere eğiyoruz. yağmura saygı mı duyuyoruz, yoksa yağmurdan mı korkuyoruz?

-neden uzun zamandır  görmediğimiz birini görüp sarıldığımızda sağa sola sallanma gereği hissediyoruz? metronoma mı özeniyoruz?

-neden sevgilimizden ayrılırken ilk olarak ‘sorun sende değil bende’ diye kendimize bok atıyoruz? sorun aslında bizdeyse onun bizi sepetlemesi gerekmiyo mu?

-neden pet şişeye su koyarken, şişeyi illaki yıkayıp çalkalıyoruz? böyle yapınca pet şişedeki bakterilerin aktığını sanmakla saçmalamıyo muyuz?

-neden buzdolabının yumurta kısmına mutlaka kesilmiş bi limon koyuyoruz?

-neden dekolte giymeyi seven kızlara, ‘orosbu lan bu’ damgası yapıştırıyoruz?

-neden güzel türkçemizi güzel kullanmıyoruz? garip benzetmeler uyduruyoruz? ‘çok vaov bi görüntü’ ‘oha falan oldum’ ‘bu durum beni down etti’ gibi…

-neden her mevsim dönüşünde grip faranjit oluyoruz?

-neden tipini beğenmediğimiz biri bize yazdığında, ‘ben aşka inanmıyorum yaaaeeeaaa’ yalanını buluyoruz?karşımızdaki aşık olmadığımızı düşünürse bizden vazgeçer diye mi düşünüyoruz?

-neden elimize türkiye haritası geçtiğinde memleketimizi, dünya haritası geçtiğinde de türkiyeyi arıyoruz?büyük coğrafyada küçük kalma korkumuz mu var?

-neden kış geldi mi illa ki melankolik takılmak zorundayız? neden her dramatik şarkıda kendimizi jiletlemek istiyoruz?

-neden üniversitenin son senesinde daha evlenmek için küçük olduğumuzu söyleyen ebeveynlerimiz, mezun olduğumuz anda bize kısmet aramaya başlıyo? aradaki bikaç aylık dönemde çok mu büyüyoruz?

-neden sokakta gördüğümüz biri çirkin biri güzel/yakışıklı olan çifte, ‘bula bula bu çirkini mi bulmuş midesiz’ diye bok atıp, sonra da ‘mutlu değil lan bunlar, ayrılırlar yakında zaten’ diye bi takım bencilce temennilerde bulunuyoruz?

-neden topluma mal olmuş insanlara, ölünce kıymet verip, hepimiz onun dininden, ırkından oluyoruz? kendimiz olarak da onu anamıyo muyuz?

-neden bu gibi saçma şeyleri kafama bu kadar taktım da buraya yazıyorum?bilmiyorum….

neden? neden? neden?

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

avrupa avrupa duy sesimiziii!!!!

   VELEYBOL, BASKETBOL SORUNSALI

avrupa kadınlar voleybol şampiyonasında 3. olduk. hiç iyi bişey diyemicem üzgünüm. çünkü şampiyon olabilirdik. italyayı rusyayı devirmiş insanlarız yani ama gelin görün ki sümüğümü bile atmayacağım sırbistan dün ebemizi sikti ya, ona yanarım işte…

bugün yine italya ile karşılaştık yine yendik, 3. olduk. iyi güzel de sırbistan gibi bi rakibe son dakkada yenilmek hakkaten sinirimi bozdu.

neyse efendim bugün arkadaşlarla bu muhabbeti yaparken kız erkek, voleybol basketbol ayrımına girdik. dedim ki ‘ kızlara basketbol erkeklere voleybol yakıstıramıyorum hacı..’ sevdiceğim dostum zeren de dedi ki; ‘hislerime tercüman oldun. hatta sen bunu bloguna yaz bizim gibi düşünen birçok insanın hislerine tercüman ol.’ işte o yüzden konuya burdan girdim…

voleybolu ben de oynadım uzun yıllar. çok severim bu sporu. ve en çok da kadınlara yakıştırırım. filenin önüne gelmek, zıplamak ve smaç vurmak, blok yapmak bir kadının zarafetine zarafet katar bence. estetik bir spordur ve kadına yakışır.erkekler oynadı mı hayvan gibi abanıyolar ya topa. biri bi smaç çakıyo anlayamıyosun bile nere gittiğini. ııızzzz, ışık hızında bi hızla hareket ediyolar sahada. hoş değil.

işte basketbolu da kadına yakıştıramıyorum arkadaş. hiç smaç çakan bi basketbolcu kadın görmedim. iyi ki de görmedim kötü olur yani. bi de en kritik anlarda öne geçen takımın oyuncuları birbirlerine doğru koşup zıplar da göğüslerini birbirine toslar ya. işte o hareketi bi kız yapamaz. anatomik yapısı gereği uygun olmaz bi kere. malum onlar bizim gibi 75-80 beden giyinmiyo. dümdüz oldukları için rahat tosluyolar. bi de basketbolcu kadınlar voleybolculara göre daha iri ve hantal. o kadar uzun ve hantal kadınlardan hiç hazzetmem. kadınlarda kıvrım yok ya. odun gibi dümdüz iniyolar. bi de baya baya kuzey baklavası var hatunlarda. o da hoş değil yani. açıp o baklavaları kime göstercekler? hadi erkekler o baklavalarla kız tavlıyo da, kızlar baklava gösterse değil bi erkeği tavlamak, korkutur kaçırırlar garibanları. zaten erkekliğin %99’u kaçmak. baklavayı da bahane ederler…

velhasıl lafın sonunu yılmaz erdoğan gibi şiirsel bi dille kapatmak istiyorum: basketbol erkeğe yakışır, voleybolun yakıştığı ise şuh, kıvrak ve zeki kadınlardır…

Uncategorized içinde yayınlandı | 2 Yorum

neler oluyor?

    KAFALAR KARIŞTI, TIRSTIK

şimdi baya bayadır yazmıyorum bişey, çünkü canım sıkılıyor, çünkü yazcak modum yok, çünkü vs falan filan…

özetle istemedim kardeşim bişey yazmak. ama son zamanlarda öyle şeyler oluyo ki yazmak ve tarihe adımı altın harflerle kazımak istedim… şaka lan… altın harf falan hikaye de bu blogun güncel bir günlük olduğunu düşünürsek, ilerde  geriye dönüp baktığımda neler yaşadığımızı, nelere tepki verdiğimi ve en önemlisi bugünle geleceği kıyaslayıp neyin ne kadar değiştiğini görmek açısından güzel olacak…

yazmadığım bu yaklaşık 11 günlük sürede neler olduğuna şöyle bi bakıyorum da bazen tedirgin olmuyor değilim. umarım gelecekte bugün ben bu yazıyı okuduğumda herşey iyi yönde değişmiş olur.

90’larda çocuktum daha, öyle siyaset, futbol, hukuk falan çok da meraklı olduğum şeyler değildi. zaten meraklı olsam nolcak neyi hatırlayabilirim, neyi algılayabilirim. o zamanlar ki telaşem olsa olsa ali ata bak’ın nasıl yazılacağı, türkiye’nin kaç coğrafi bölgeden oluştuğu veya ışık’ın ılık süt içmeyişiydi . ama şunu iyi hatırlıyorum da, şehitsiz bombasız geçmeyen bi gün yoktu. akşam haberlerini izlemek istemezdim, sıkılırdım işte, kötü şeyler anlattıkları için spikerleri de sevmezdim. terör, örgütler, askerler, bomba, patlama, protestolar falan… çok sevimsiz konulardı çocuk aklımca. büyüdüm… ama hala konular sevimsiz, ve anladım ki tarih tekerrürden ibaretmiş. en son dün bitliste bi polis okuluna saldırıldı ve ankara kızılayda bomba patladı. hoşlanmıyorum bu durumdan…

hoşlanmadığım başka bi durum da şu ki; nerden nasıl çıktı bilmiyorum, bilmek de istemiyorum ama kadınların tecavüzcüsüyle evlendirilmesi gibi bi teklif falan mı sunuyolarmış meclise nedir? dalgayı tam bilmiyorum ama olayı yakaladığım nokta şu ‘kadını tecavüzcüsüyle evlendirmek’ bu nasıl bi mantık ya? bu nasıl bi hasta ruhluluk? bu nasıl bi kendini bilmezlik? bunu konuşmak o kadar acıtıyo ki canımı… beni üzüyo… olabilir mi böyle bişey? bir kadının yaşadığı o travma yetmiyomuş gibi üstüne bi de bunu yapan hayvanla evlendirmeye zorlayacağınıza sıkın kadının kafasına bi tane. garibim ölsün, en azından bu acıdan 1 kerede kurtulur. bir de olaya şu açıdan bakın; tecavüze uğrayan kadın evliyse nolcak? boşatıp tecavüzcüsüyle mi evlendirilcek? bence şöyle olsun: evli kadın boşansın tecavüzcüsüyle evlensin, boşadığı kocası da tecavüzcünün annesi, bacısı, karısıyla falan evlensin. olur mu olur. bence süper olur. ya da şey de var ya, hayvanlara tecavüz edenler, onları da tecavüz ettiği hayvanlarla evlendirsinler, hayvanların namusunu kurtarsınlar. olur mu olur. bence süper olur…

bugünlerde güzel şeyler de oluyo tabi. TFF’nin verdiği karara göre artık seyircisiz maç oynanmayacak, kadınlar ve 12 yaş altı erkek çocuklar seyircisiz maçlara bedava gidecek. bunun ilk uygulaması da dün fener-manisa maçında uygulandı. binlerce fenerli hatun stada akın etti. tezahürat yaptı,poğaça börek yedi. izlediğim kadarıyla çok eğlenceliydi ve çok güzeldi. bir beşiktaşlı olarak takımına sahip çıkan fenerli kızlarla gurur duydum. temennim tabi ki bize öyle bişey olmamasından yana ama olursa da eminim ki inönü de dişi kartallarla dolar taşar. yine de erkeklerle birlikte bir maçta olmanın tadı da bir başka oluyo. özetle ne erkeklerle ne de onlarsız anlayacağınız….

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

eller havaya!!!

     12 DEV ADAM VE ANİME SORUNSALI

tezahürat vakti… kim için? 12 Dev Adam için tabi ki.

Avrupa basketbol şampiyonası oynanmakta bu aralar. ben de büyük bir heyecanla onu izlemekteyim. eller havada, ağzımda her an çıkmaya hazırlanmış küfürler, yatağın üstünde ordan oraya davşan gibi zıplayışım, derken bi turnuvayı da bitircez az kaldı yani. zira 2 gündür kılpayı kaçırdığımız fransa ve almanya maçından sonra işimiz anca Allaha kaldı. pazar günü sırbistan’ı yenersek, litvanyanın da almanyayı yenmesini beklicez ki çeyrek finale çıkabilelim. oldu, güneş tersten doğsun, halamda sakal çıksın amcam olsun herkes sevişsin o yeeee yani… anlayacağınız bunlar olmazsa erkenden veda edicek 12 dev adam turnuvaya. öff bu da spiker deyişi gibi oldu: ”ve 12 dev adam turnuvaya çok erken veda ediyor sayın seyirciler, üzgünüz, böyle bir takım finale gitmeliydi diye düşünüyorum sayın seyirciler” tadında bir açıklama oldu bu yani.

neyse efendim. bayram bitti, çikolar yendi şimdi zayıflama vakti. dileyen kış öncesi son kaçamaklarını yapıyor, tatile gidiyor. hava yavaştan esmeye başladı istanbulda. benim uyku düzeni yine bi alt üst oldu. gece yatıyorum sabaha karşı mutlaka bi uyanıyorum. az tv’ye bakıyorum sonra yine yatıyorum falan derken saçma sapan rüyalarda görmeye başladım. hem uyku dengesizliği hem de kıçımın açıkta kalmasından dolayı enteresan olayları ve enteresan kişiler rüyamda birleşiyor, olaydan olaya atlıyorum rüyalarımda ya. saçma bi senaryo dönüyo lan kafamda. manyak gibi geziniyorum bilinçaltımda. sonra uykum kaçıyor işte sıkıntıdan açıyorum tv’yi.

geçen gün de yine baktım uyuyamıyorum açtım tv’yi.’ gece vakti bu kanallar ne yayınlıyo la acaba?’ oldum. show tv istisnasız doktorları yayınlıyodu yani. kanal d’de akasya durağı vardı. sonu türkle biten haber kanalları malum, günün özetini geçiyodu. ama en çok MTV’ye şaşırdım arkadaş. 100 yıllık MTV test yayınına geçmiş, animax diye bi kanal yayınlıyo, kanal dediğimde çizgi film kanalı. oturdum çizgi film izledim lan. red kit’in salak mı salak her izleyende gırtlağına basmak isteği uyandıran köpeği vardı ya, rintintin, işte sadece onun için bi çizgi film yapılmış. bizim rintintin olmuş rintinduf mı ne öyle bişi. yine salak mı salak. ama rintintinken salaklığı konuşmasına bile yansıyodu. rintiduf’ken öyle karizma bi sekilde konuşturmuşlardı ki köpeği sanırsınız ki o salaklıkları yapan polat alemdar. ses öyle bi içten öyle bi baştan çıkarıcı yani. neyse arkasından ten ten’i verdiler ki çok severdim kendisini. Adams ailesinin çocuklarının çakmasını yaptıkları bi çizgi vardı Edgar&Ellen diye.

asıl bombaysa bir japon çizgi filmi. anime diyolar ya ondan. adını bilmiyodum da o ne biçim çizgi film arkadaş yaa. tsubasa olsun ay savaşçısı pokemon falan da japon kore yapımı da bu anime dedikleri başka bişeymiş yani. bi çizgi film ki gerilim-korku filminden farksız. çizgi film demeye şahit falan ister, her kapıdan insan kılıklı canavarlar çıkıyo, kollar bacaklar kopuyo, insanların kollarındaki kırmızı gözler karşısındaki insanı yiyo, her yer kan gölü, karakterler bi manyak falan. noluyoruz lan gece gece oldum, bi tırstım yani. anime dedikleri şey benim izlediğimse bakakaldım yani ekrana. ben ki japonları çok severim yakışıklısından bi tane bulsam nikahı bascam, sevimli nazik düşünceli vefalı sakin bi ırktan o kafada bi çizgi film nasıl çıkıyo anlamadım ki. hayır japonyada çocuklar bu animeleri izleyip de büyüdüklerinde bilim adamı  olmayı başarıyorsa o ırkı ayrı bi incelemek gerek yani…

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap